Büyük Tehlike: İftiracılık Müessesesi

GÖZALTI, TUTUKLULUK VE CEZAEVİ DÖNEMLERİNDE FİZİKİ VEYA MANEVİ EZİYET YAPMAK İŞKENCE SUÇUDUR

Prof. Dr. Ersan Şen’in, işkence suçuyla ilgili yaptığı araştırma şu şekildedir:

“İşkence” kavramı tanımı ve kapsamı, 10 Şubat 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ve Kötü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde belirlenmiştir .

Bu tanıma göre ; “Bu Sözleşmenin amaçları bakımından ‘işkence’ terimi, bir kişi üzerinde kasıtlı biçimde uygulanan ve o kişiden yahut üçüncü bir kişiden bilgi edinmek yahut itiraf elde etmek; o kişinin ya da üçüncü bir kişinin gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylemden ötürü cezalandırmak; ya da o kişiyi ya da üçüncü kişiyi korkutmak yahut yıldırmak/sindirmek için; ya da ayırımcılığın herhangi bir türüne dayanan herhangi bir nedenle, bir kamu görevlisi ya da resmi sıfatla hareket eden bir başka kimse tarafından bizzat yahut bu kimselerin teşviki ya da rızası yahut da bu eylemi onaylaması suretiyle yapılan, gerek fiziksel ve gerekse manevi/zihinsel ağır acı ve ıstırap veren herhangi bir eylemdir. Bu husus, salt kanuna uygun yaptırımların uygulanmasından doğan ya da bu yaptırımların kendisinde var olan yahut arızi biçimde oluşan acı ve ıstırabı içermez”.

Özetle “işkence” terimi;

a) Bilgi edinmek veya itiraf (ikrar) elde etmek amacıyla,

b) İşlediği veya işlediğinden şüphe duyulan bir eylem sebebiyle cezalandırılmak amacıyla,

c) Korkutmak veya yıldırmak/sindirmek amacıyla,

d) Ayırımcılığın herhangi bir türüne dayanan (siyasi, felsefi, din, ırk ve inanç temelli ayırım gözeten herhangi bir sebeple),

Fiziksel, zihinsel/manevi ağır acı ve ıstırap veren herhangi bir eylem olarak tanımlanmıştır. 

İşkence suçu kapsamında gerçekleştirilen eylem, şarta bağlı olmalıdır. Bu şart birden fazla olup, değişken ve seçimliktir. İkrar veya bilgi elde etme, cezalandırma, korkutma veya ayırma amacına dayalı dört nedeni (saiki), kamu görevlisinin hukuka aykırı fiilinin işkence sayılmasında bulunması gereken “özel kast” olarak aramak gerekir. Sözleşmenin 1. maddesinde sayılan bu saiklerin yokluğu halinde, hukuka aykırı fiilin işkence değil, suçun tipiklik unsuruna göre kasten insan yaralama, tehdit, taciz veya hakaret suçlarının varlığı gündeme gelebilir.

“Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”. TCK m.94/4’e göre, “Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.” 

Maddede işkence veya eziyet kavramlarının tanımına yer verilmemekle birlikte, gerekçesinde işaret edildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile temel hak ve özgürlükleri koruyan iç hukuk hükümleri uyarınca; bedensel ve ruhsal dokunulmazlığa aykırı, dolayısıyla bireyin algılama ve irade yeteneğini etkileyen her fiilin, korunan hukuki yarar kapsamında “işkence, insanlıkdışı ve kötü muamele” kabul edilebileceğini belirtmek isteriz. İşkence fiilini suç saymakla korunan hukuki yarar, bireyin vücut dokunulmazlığı, yaşamı, beden ve ruh sağlığı, maddi ve manevi bütünlüğüdür.

Netice itibarıyla, tutuklu bir insanın ruh sağlığını bozacak tehdit, korkutma ve yıldırma yöntemleriyle, örneğin;

●       Kişinin sağlık problemlerinin gözardı edilmesi ve tedavisinin yapılmaması,

●       Ömür boyu hapisten çıkartılmamakla tehdit edilip korkutulma,

●       Kişinin neyle suçlandığını kendisi dahi bilmezken kendisi aleyhinde medyada asılsız yüzlerce iftiraya yer verilmesi,

●       Yiyecek, içecek, ısınma, yatma gibi haklardan mahrum bırakılma,

●       Avukatlarla görüşmenin engellenmesi,

●       Küçük düşürülme ve onursuzlaştırma,

●       Tutukluların AİHM’nin yasakladığı insanlık dışı muamelelere tabi tutulması,

●       Kamu görevlileriyle iş birliği halindeki üçüncü şahıslarca tehdit ve şantajlara maruz bırakılma

gibi eylemler işkence suçunu oluşturmaktadır.