Büyük Tehlike: İftiracılık Müessesesi

HAKSIZ TUTUKLULUKLAR, TUTUKLULUK SÜRECİNDEKİ HUKUKSUZLUKLAR, BASKI, SIKINTI VE ZORLUKLAR DA İŞKENCE SUÇUDUR

Normal yaşamlarını sürdürürken birden tutuklanarak özgürlüklerini, eski yaşam standartlarını kaybeden çoğu insanın nasıl büyük bir stres ve psikolojik bunalım içine düştükleri herkesçe bilinmektedir.

Bu durumdaki tutuklu insanlar üzerinde kurulacak fiziki ve psikolojik baskılar sonucunda zayıf iradeli insanları yönlendirmek de kolayca mümkün olacaktır.

Prof. Dr. Ersan Şen’e göre haksız tutuklama ve tutukluların tutukevi yerine hükümlülerin bulunduğu cezaevlerine gitmesi bile başlı başına işkence suçudur.

Bir de bunun üstüne bazı kamu görevlilerinin de olaylara dahil olmasıyla uygulanan psikolojik baskı ve tehditlerle, yani işkenceyle tutukluların iftiracılığa teşviki çok kolay olabilmetedir.

Emekli Ankara Cumhuriyet Savcısı Cahit Yahşi’nin, Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nde tutuklu sanıklarla ilgili yazdığı görüşleri konuya çok güzel ışık tutmaktadır:

Tutuklamayla kişi, yaşadığı çevreden ansızın koparılıp bir yere kapatılıverir. Böylece yaşadığı dünya ile ilişiği birden kesilir. Yarın vadesi dolacak alacakları, borçları, gireceği iş ya da okul sınavı, tarlada kalan ürünü, yarım kalan ekini, akan çatısı, hasta anasının ilacı, doğumevine yatacak karısı, evinin yiyeceği içeceği, çocuğun okulu, kira parası, elektrik, su, telefon makbuzları, verdiği randevu, kaldırım kıyısına bıraktığı otomobili, kamyona sarılı yaş sebzesi, üç gün sonra yapılacak düğünü, nişanı, konukları ne olacaktır? Kim çözümleyecektir? Nasıl çözümlenecektir?

Benzer yüzlerce durum ve binlerce soru. Ve geride gözü yaşlı yakınlar.

Tutuklanan kişi sanki ölmüş gibidir. Her durumu çözümsüz, her sorusu yanıtsız ve her işi yarım kalıverir.

Oysa, kesin hükümle cezalandırılan kişi cezaevine girmeden kendisini buna hazırlar. Çünkü; cezasının verilmesinden kesinleşmesine değin bir süre geçer.

Temyiz yoluna gidilmişse bu süre daha da artar. Kesinleşen cezanın infazı için çağrı çıkartılır, bir süre daha geçer. Koşulları elverirse infaz dört ay sonraya ertelenebilir, bu da ek süredir. Böylece hükümlü cezaevine girmeden işini nasıl çekip çevireceğini, ailesini nasıl geçindireceğini, ilişkilerini nasıl sürdüreceğini, hatta cezaevinde neler yapabileceğini düşünme, tasarlama ve uygulama zamanı bulur.

Tutuklunun böyle bir zamanı hiç olmaz.

Hükümlü bir suç işlemiştir, sonucuna da katlanmak zorundadır. Başına gelenler ve gelecek olanlar kendi eyleminin doğal sonuçlarıdır.

Tutuklu ise aynı konumda değildir. Suçu işlediği saptanmamıştır ki sonucuna katlanması doğal görülebilsin.

Tutukluluğun acılı ikinci dönemi tutukevinde yaşanır: Henüz suçu işlediği bile kesin olmayan, soruşturma sonunda aklanması da olanaklı bulunan tutuklu, konulduğu tutukevinin koşulları içinde, yoksun bırakıldığı kişi özgürlüğünün yanı sıra Anayasaca güvence altına alınmış diğer hak ve özgürlüklerinden de, değişen ölçülerde, yoksun kalır; İstediği yere gidemez, istediği işi yapamaz, istediğiyle istediği gibi haberleşemez, istediği yerde oturup yatamaz, istediğini okuyup yazamaz, iletişim araçlarından istediğince yararlanamaz, istediği gibi davranamaz, Daha bir çok mez, maz.

Tutuklu; konulduğu koğuşun kirli duvarları arasında, üst üste bir yaşamı paylaşmak; kirli, kokulu, küfürlü, gürültülü, dumanlı, oksijensiz bir havayı solumak; ne olduğu belirsiz kişilerle konuşmak; biriyle yatağı paylaşmak; gözünü yakan ampul ışığında sabaha dek horultuları, öksürmeleri, inlemeleri, bağırtıları, fısıldaşmaları dinlemek; gün boyu gardiyanların, sabıkalıların, meydancıların, zorbaların, avantacıların isteklerini, kaprislerini göğüslemek; havalandırmanın ayazına, sıcağına, ıslaklığına, bulabildiği ile karnını doyurmaya, helada yıkanmaya, daha nice saymakla bitiremez duruma katlanmak zorundadır.

Tutuklama; tutukluya uygulanan rejim ve içine konulduğu yer nedeniyle tutuklu üzerinde ruhsal, bedensel ve düşünsel etkiler yaratır; tutuklunun aile, iş ve çevre ilişkilerini bozar. Kimi kez, sonradan düzeltilmesi ve onarılması olanaksız yitimlere, ruhsal ve bedensel hastalıklara, mali çöküntülere, ailevi çözülmelere yol açar.

Bütün bunları gözeterek “Tutuklamayı isteyen avukat ve savcıları, tutuklama kararı veren ve bu kararları itiraz üzerine inceleyen yargıçları, ta mesleklerinin başında, belirli sürelerde, sıradan kişiler gibi ansızın alıp tutukevlerine koymalı ve böylece oradaki yaşamı göstermeli, duyumsatmalı; insanlar çabuk unutuveren bir yapıda olduklarından, zamanla değişen koşulları da görmeleri ve öğrenmeleri için, belirli aralarla bu uygulamayı yinelemeli” diye düşünürüm hep.”