4. İSLAMİ DEĞERLERE VE KURALLARA AYKIRILIK İDDİASININ CEVAPLARI

4.2. İslami değerlere ve kurallara aykırılık iddiası hukuka aykırıdır

Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın güya İslami değerlere ve kurallara aykırı hareket ettikleri şeklindeki asılsız iddiaya dayanarak TBAV camiası mensuplarını toplum önünde yargılamak, bu iddiayı resmi evraklarda zikretmek, mahkeme kararlarına gerekçe yapmak, Anayasamızın laiklik ilkesine ve kanunlarımıza göre hukuk dışıdır. Ayrıca, bu iddia ve suçlamalar, dinimizin ön gördüğü temel inanç ve vicdan özgürlüğü esaslarıyla da kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan; TBAV camiası mensuplarını “İslami Değer Ve Kurallara” aykırı davranmakla itham eden kişilerin, bu iddiayı ortaya atarken hangi “İslami Değer ve Kuralları” esas aldıkları da ayrı bir tartışma konusudur. Zira, bu ithamları ortaya atanların, ölçü olarak ülkemizdeki hakim dini görüş olan “Sünni İslam anlayışını” esas aldıkları anlaşılmaktadır.

Oysa ki, malumunuz olduğu üzere, ülkemizde Müslümanlar onlarca mezhep ve inanç grubuna ayrılmıştır. Sünni, Alevi, Caferi, Şii, Nusayri gibi mezhepler dahi birbirlerinin kural, değer ve ölçüleriyle çelişen birçok alt kollara ayrılmışlardır. Ülkemizde, sadece Sünni mezhebe mensup 100’e yakın cemaat ve tarikat bulunmaktadır.

İnanç özgürlüğü kapsamında, her bir mezhebin İslami değer ve kuralları bir diğerine göre farklılık gösterebilmekte; hatta bir mezhebin helal olarak kabul ettiği bir eylem, bir diğer mezhep tarafından haram olarak kabul edilebilmektedir. Bir Müslüman, kendi itikadını doğru olarak kabul ederken bir diğer mezhebe mensup Müslümanın görüşünü ya da uygulamasını ise hatalı hatta sapkın olarak değerlendirebilmektedir.

Burada önemli olan, her bireyin bir diğerinin dini görüşüne saygı göstermesi, devletin ise çeşitli dini görüşlere sahip vatandaşlarının arasında tarafsızlığını koruyabilmesidir ki bu Laiklik ilkesinin, inanç özgürlüğünün ve Kuran-ı Kerim’in Bakara suresinin 256. ayetinde bildirilen “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur” prensibinin bir gereğidir.

Nitekim Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın 2. Maddesi uyarınca laik bir devlettir. Dolayısıyla devletimizin kabul ettiği ve uyulmasını zorunlu kıldığı resmi bir dini ya da belli bir mezhebi de bulunmamaktadır. Bu bağlamda, devletin, herhangi bir vatandaşın inancı ve dini yaşam biçimini bir suç veya sapkınlık olarak değerlendirmesi hukuka aykırıdır.  Ülkemizde her vatandaş, Anayasa ve kanunların öngördüğü sınırlar, hak ve özgürlükler çerçevesinde, İslam’ı, İslam’ın herhangi bir mezhebini, başka bir dini ya da dinsizliği, ateizmi ya da deizmi yaşamakta bütünüyle serbest ve özgürdür. İnanç ve dini yorumlarından ötürü suçlanamaz, kınanamaz ya da sapkınlıkla itham edilemez.

Bir vatandaş, bir başkasının dini görüşünü, inancını benimsemeyebilir, kabul etmeyebilir, hatta kendi inanç ve düşüncesine göre sapkın olarak da değerlendirebilir. Ancak tüm bunlara rağmen karşısındakinin inancına saygı duymak zorundadır. Onu inanç ve düşüncesinden ötürü suçlayamaz, kınayamaz, sapkınlıkla itham edemez.

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bir konuşmasında bu temel evrensel hukuk prensibini şu ifadeleriyle vurgulamıştır:

“Bizim Sünnilik gibi diye bir dinimiz yoktur, bizim Şia diye bir dinimiz yoktur, bizim tek dinimiz İslam’dır, bunu böyle bilmemiz lazım. Ne yazık ki mezhebini din edinmiş olanlarla başımız dertte, sıkıntı burada. (Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri, 12 Nisan 2015)

Aynı şekilde, Sayın Adnan Oktar’ın kitapları, makaleleri ve TV programlarında defalarca dile getirdiği ve “hangi mezhebe mensup olursa olsun Müslümanların birbirlerine saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmaları ve Allah’ın Kuran’ı Kerim’de açıkladığı temel İslam ilkeleri çerçevesinde birleşmeleri gerektiği” yönündeki görüşleri de bu temel ilkenin bir başka ifadesidir.

Bu itibarla, TBAV camiası mensuplarının toplumun dindar kesimleri nezdindeki itibarını zedeleme ve böylece dosyadaki delil yokluğunu gizleme amacıyla bir takım art niyetli çevrelerce ortaya atılan ve bazı basın organlarının da algı operasyonu malzemesi olarak kullandıkları bu gerçekdışı ve hukuka aykırı ithamlara itibar edilmemesi gerekmektedir.